Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 31°C
Gök Gürültülü
ALTIN 188,9310
DOLAR 4,8216
EURO 5,6141
BITCOIN $7.451
denem
denem

Ünlü bestekar Albert Bobowski’ye biz Ali Ufkî Bey diyoruz

29.06.2018
A+
A-
Ünlü bestekar Albert Bobowski’ye biz Ali Ufkî Bey diyoruz

Batı’da çok ünlü olan Polonyalı bestekâr Albert Bobowski, Osmanlı’da bestekar Ali Ufki Bey olarak tanınıyordu.

Ali Ufkî Bey kimdir?

(ö. 1675 [?])

Leh asıllı bestekâr ve mûsikişinas, Kitâb-ı Mukaddes’i Türkçe’ye ilk çeviren mütercim.

Aslen Leh (Polonya) mühtedisi olup asıl adı Albert Bobowski’dir. Adı Latince kitaplarda Albertus Bobovius, Batı kaynaklarında ise Hali Beigh olarak geçmektedir. Bazı kaynaklarda 1610’da Polonya’nın Lvov şehrinde doğduğu kayıtlı ise de bugüne kadar yapılan araştırmalarda hayatı, doğum, ölüm tarihi ve yeri hakkında kesin bilgiler elde edilememiştir.

Ailesi, çocukluğu ve ilk öğrenimi konusunda da aydınlatıcı bilgiler yoktur. Ancak eserlerinden, muhtemelen esir olarak İstanbul’a gönderilmeden önce iyi bir tahsil gördüğü ve birkaç dil öğrendiği anlaşılmaktadır.

Esir olarak geldi Enderun’da yetiştirildi

Claes (Nicholas) Ralamb, 1657’de bizzat kendisinden dinlediğini belirterek onun 1645’te Venedikliler’le yapılan savaşta Osmanlılar’a esir düştüğünü, sarayda Enderun’a alınarak yetiştirildiğini ve burada on yıl hânendelik yaptıktan sonra padişah tarafından âzat edilerek sipahi ulûfesi aldığını nakletmektedir.

Polonya kaynaklarına dayanan Franz Babinger ise önce sarayda esir olarak çalıştığını, adını belirtmediği bir Türk asilzadesinin hizmetine girdiğini, bir müddet sonra da âzat edildiğini yazmaktadır.

Bizzat kendisi, Sultan İbrâhim ve IV. Mehmed dönemlerinde sarayda görev aldığını, Enderun’da ilim, fikir ve sanat kabiliyetini geliştirdiğini, bazı genel mahiyette bilgiler yanında Doğu ve Batı dilleri ile Türk klasik ve halk mûsikisini öğrendiğini, kısa sürede santur çalmakta maharet gösterdiğini, Ufkî mahlası ile şiirler yazdığını ve besteler yaptığını anlatmaktadır. Yine kendi ifadesine göre, Enderun meşkhanesinde on yıl kadar kalmış, kabiliyet ve maharetiyle dikkati çekmiştir.

On yedi tane dil biliyordu

Çeşitli yayınlarda, Ali Ufkî’nin başta Latince, eski Yunanca, Lehçe, İngilizce, İtalyanca, Fransızca, Arapça ve Türkçe olmak üzere on yedi kadar dil bildiği ve bu bilgisinden dolayı IV. Mehmed zamanında Dîvân-ı Hümâyun baştercümanlığında bulunduğu belirtilmektedir.

Muhtemelen, hayatının büyük bir kısmını geçirdiği İstanbul’da ölen Ali Ufkî’nin ölüm tarihine dair verilen bilgiler de birbirini tutmamaktadır. Çeşitli kaynaklarda 1672, 1675, 1676 veya 1680 tarihlerinde ölmüş olabileceği yolunda rivayetler vardır.

Çok yönlü bir şahsiyete sahip olan ve şöhreti IV. Mehmed devrinde iyice yayılmış bulunan Ali Ufkî eserler bestelemiş, çeşitli hâtıratlar kaleme almış ve tercümeler yapmıştır.

İstanbul’da bulunduğu yıllarda dönemin önde gelen devlet adamlarıyla, Hâfız Post, Nazîm Çelebi gibi sanatçı ve mûsikişinaslarla tanışan, zaman zaman onların meclislerinde bulunan Ali Ufkî’nin yabancı sefirler, şarkiyatçılar ve Batı kütüphaneleri için yazma eser toplayanlarla buluşup sohbet ettiği, daha sonra hâtıralarını yazan bu kişilere saray teşkilâtı ve yaşayışı hakkında bilgi verdiği de bilinmektedir.

Kitâb-ı Mukaddes’i Türkçe’ye çevirdi

Jacop Spon, Cornelio Magni, John Covel, J. B. Tavernier ve Antoine Galland bunlar arasındadır. Ayrıca dostlarından Hollanda’nın o zamanki İstanbul sefiri müsteşrik Levinus Warner’in siparişi üzerine Kitâb-ı Mukaddes’i Fransızca çevirisinden bölümler halinde Türkçe’ye tercüme etmiştir.

İstanbul’da 1657-1658 yıllarında İsveç büyükelçiliği yapmış olan Claes (Nicholas) Ralamb’ın Ali Ufkî’den satın aldığı 137 adet minyatürün de Ali Ufkî’nin eseri olabileceği belirtilmektedir.

Bu minyatürler halen Stockholm’de Kungelige Bibliothek’te (nr. 10) bulunmaktadır. Ali Ufkî’nin ayrıca Dr. Isaac Basire’e 1666’da yazdığı mektupları ile Mezmûrlar tercümesi ve besteleri tesbit edilmiştir.

Paris Bibliothèque Nationale’de Şark Yazmaları arasında (Suppl. Turc 472) kayıtlı bulunan eser Hz. Dâvûd’un ilk on dört mezmûrunun hece vezniyle Türkçe’ye tercümesi ile notalarından meydana gelmektedir.

denem
BİR YORUM YAZIN

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.